Yıllar öceydi, 2000 yılını görebilir miyim diye düşünüyordum.
Şükür gördüm, üstüne de 25 yıl ekledim.
Yıllar ne çabuk geçiyor günler arasından.
İnsan zaman zaman eskiye dalıp gidiyor; bayramlarda seyranlarda.
Yılın son günüyle ilgili ÜSTÜ KALSIN’ı yazmaya niyetlendiğimde de eskilere daldım gitti.
Aklımdan geçenleri toparladıktan sonra ortaya bu yazı çıktı.
.........
Yılbaşı deyince, aklıma akrabalarla bir arada olmanın, güle oynaya tombala, fırdöndü oynamanın dışında kestaneli hindi dolması geldi.
Hay Allah!..
Rahmetli anacağım ne de güzel yapardı.
Ama hindi kimden alınacaktı?
“Baba hindi”leri önüne katıp elinde uzun sopasıyla 1950’lerin Üsküdar sokaklarında gezdiren “hindi çobanı”ndan mı, yoksa çarşıdaki tavukçulardan mı?
O zamanlar bu bizim sorunumuz değil; önce babalarımızın, sonra da yılbaşı sofralarını hazırlayacak annelerimizin sorunuydu.
Ama hindiler beslemek biz çocukların göreviydi.
Bahçede hindi beslemek çok uzak günlerden bir anı şimdi.
İstanbul’da 70 yıl önce yeni yıl nasıl karşılanıyordu, yılbaşı sofraları nasıl hazırlanıyordu, o uzun gecede neler yapılıyordu?
Hiç merak ettiniz mi?
……..
Üsküdar’da iki odalı kiralık memur evinde akrabalarımıza sıcak bir yılbaşı gecesi.
O gecenin telaşı günlerce önceden başlamıştı.
Bir heyecan, bir telaş sorma gitsin.
Sonunda o gece gelir ve sofralar donatılırdı.
Kestaneli hindi dolmasının yanında cennet taamı bol cevizli kabak tatlısı, Ankara armudu, Amasya elması, Yafa portakalı. Çeşit çeşit kuru yemiş de cabası.
Annem o yemekleri gaz ocağıyla ve maltızda nasıl hazırlardı da masayı donatırdı, hâlâ şaşarım.
Odanın başköşesindeki 1948 yılı üretimi ABD malı RCA marka lambalı radyomuz bu geceye mahsus “ajans” saatinden sonra kapatılmamış olurdu.
Radyodan yükselen fasılın nağmeleri yılbaşı sofrasının hazır olduğunu fısıldardı bize.
O güzel sofra keyfinin ardından çocukların mızmızlanmaları duyulurdu hafiften.
Fırdöndü oynama zamanı gelmişti anlaşılan.
Hemen masanın bir bölümü boşaltılır, ortaya güzelce kalaylanmış bir tepsi koyulur; pirinçten yapılmış fırdöndü bir al, iki koy, iki al, hepsini al seçenekleriyle fır fır dönerdi tepsinin üzerinde.
Ve o an.
Tombala zamanı.
Bu kez -vakit de epeyce ilerlemiştir- masadan kalkılır, büyükler başköşede olmak üzere herkes kendine bir yer seçer ve tombala başlardı.
Kartlar dağıtılır, kart başına düşen para toplanır ve ne kadar dağıtılacağı hesaplanırdı önce.
Nihayet babam çekilişe başlar ve büyük bir dikkatle çıkan numaralar takip edilirdi:
“12...30... 11.... 16 çıktı mıydı? Birinci çinko. 14.... 75....
Granpa.... 65....18.....İkinci çinko....39... 18..... derken tombala.....”
RADYODA YILBAŞI GECESİ
Yemekti, sohbetti, fırdöndüydü ve tombalaydı derken saatler epeyce ilerlemiştir artık.
Çok iyi hatırlıyorum.
1955’i 1956’ya bağlayan yılbaşı gecesi.
Radyoda Zeki Müren konseri.
Saat 23.30
Herkes radyonun başında.
Şarkılardan fal tutuluyor, “İlk şarkı benim olsun.”, “Üçüncü de benim.” diye.
“Zeki” huşu içinde dinlenildikten sonra yılbaşı gecesinin de sonu gelirdi.
........
Kesip saklamışım o dergi kupürünü.
Sırası geldi, onu da yazayım.
1957’yi 1958’e bağlayan gece.
İstanbul Radyosu’nda ilk bölümü saat 21.00’de, ikinci bölümü saat 23.50’de yayımlanan Yılda Bir eğlence programı düzenlemiş.
Programına şu isimler katılmış.
Ayten Gencer (Alpman), İlham Gencer, Darvaş, Edvardo Gadeo, Orhan Avşar, Şevket Yücesaz, Necdet Köyutürk, Fehmi Ege, Alaeddin Yavaşca, Muzaffer Birtan, Zeki Müren, İnci Çayırlı, Ahmet Çağan, Aziz Basmacı, Celâl Şahin, Balarısı Ahmet-Özdemir ve Vantrolog Zaim.
O gece Şehir Tiyatroları oyuncuları da Tampon Tampona adlı radyofonik skeç sunmuş.
..........
Saatli Maarif Takvimi’nin bugünkü son yaprağında romancı ve öykücü Necati Cumalı’nın “Asırlardır bu böyledir/Bütün kötülükler geçer/Yaşar iyi ve güzel olan…” sözü var. 2026’yı iyi ve güzel yaşamanız benim de dileğimdir.