Ülkemiz; çok yoğun gündemli, belirsizliklerin ve gerginliklerin yaşandığı, önemli dış siyasi ve ekonomik gelişmelere de muhatap olduğu bir yılın sonuna gelirken, bu aşamada sadece iç siyasi belirsizliğin ortadan kalktığı, diğer konuların ise 2016 yılında da Türkiye'nin önemli gündem maddeleri arasında yer almaya devam edeceği anlaşılmaktadır.
Küresel her türlü rüzgarın ülkeleri farklı da olsa olumlu veya olumsuz etkilediği bu süreçte Ülkemiz de bundan payını almaktadır. Bu kapsamda dış dünyadaki tabloyu ve gelişmeleri hatırladığımızda; 'FED 'in faizleri yükseltme düşüncesi, Avrupa Merkez Bankasının parasal genişleme politikası, küresel büyümedeki ve ticaretteki düşüş, Avrupa'daki durgunluk, Çin ekonomisindeki dalgalanmalara olan duyarlık, petrol ve emtia fiyatlarındaki düşük seviye, bölgesel siyasi gerginlik ve çatışmalar, Rusya ile Batı arasındaki karşılıklı yaptırımlara ilaveten Ülkemiz ile Rusya arasındaki kriz' gibi konuların öne çıktığı bilinmektedir.
2016 yılına sayılı günlerin kaldığı bu günlerde; açıklanan mevcut ekonomik verilere bakıldığında Ülkemiz için 2015 yılında görünen tablo ise şöyledir. Büyümede tahminlerin üstünde bir rakamlara ulaşıldığı; büyümenin iç talebe dayandığı ve dış talep desteğinden yoksun olduğu, iç tasarrufların artırılamadığı, cari açıktaki iyileşmenin ve bütçedeki mali disiplinin devam ettiği, dış borçların çevrilebildiği, işsizlik ve enflasyonda ise bir düşüş sürecine girilemediği, başta dolar olmak üzere döviz kurlarındaki stabilizenin sağlanamadığı, faizlerde bir indirim yapılmasının ise içteki ve dıştaki ekonomik gerçekler ve riskler karşısında gerçekleştirilemediği görülmektedir.
Dış faktörler kabul edilmesi gereken önemli ekonomik gerçeklerdir. Bu faktörler ülke ekonomilerini olumlu veya olumsuz etkileyebilmekte, bazen bir faktörün bir ülkeye hem olumlu hem de olumsuz yansımaları olabilmektedir. İç ekonomik performans da önemlidir. İç ekonomik performans; kendi bağlamında maksimize edilmeye çalışılırken, dış faktör gelişmelerine de hızla uyum sağlanabilmeli; küresel olumsuz yansımalara karşı tedbir alınabilmeli, küresel avantajlardan ise hızla yararlanılmalıdır.
Küresel ekonomideki ivme düşüklüğünün ve belirsizliğin sürdüğü bu süreçte; Ülkemiz bu dönemi ekonomik dönüşümünü gerçekleştirmek için bir fırsat olarak görmeli ve hazırlıkları ile çalışmalarını hızlandırmalıdır. Dış dünyadaki tüm olumsuzluklara rağmen motivasyonumuzu azaltmadan, iç bünyemizdeki radikal dönüşümleri gerçekleştirmeliyiz. Ülkemiz için bu kapsamda özellikle sanayi, tarım ve turizmi yeniden yapılandırmalıyız. Çünkü, bu ana sektörlerde başarılı örnekler olmasına rağmen; coğrafi şartlarımız, beşeri gücümüz, girişim yeteneğimiz ve değişime olan uyum mantalitemiz dikkate alındığında; Ülkemiz kapasitesinin çok altında bir performans sergilendiği, inovasyon, süreklilik ve verimlilik vb. hususlarda zafiyetlerimizin bulunduğu görülmektedir.
Bu kapsamda başta üretim (sanayi ve tarım) yapımızın dönüştürülmesi olmak üzere, anılan ana sektörlerdeki dönüşümün alt yapısını oluşturmak amacıyla sektör şuraları ve/veya İzmir İktisat Kongresi gibi kapsamlı ve geniş katılımlı organizasyonlar yapılmalı, buralarda oluşan bilgiler ve görüşler süratle Ülkemiz ekonomisine aktarılarak, uygulamaya geçilmelidir. Burada önemli bir husus da; siyasi iktidarların ve bürokrasinin 'biz bu sorunları ve çözüm yollarını zaten biliyoruz' refleksinin aşılabilmesidir. Değişim ve dönüşüm süreçlerinde; ilgili sektörlerin tüm paydaşlarının görüşlerine ve işbirliğine önem verilmeli ve bu kapsamda mesleki örgütlerin ve akademik çevrelerin görüşü ile benzer çalışmalara model olmuş ülkelerin deneyimleri ihmal edilmemelidir. Ayrıca, paydaşların farklı görüşleri ve sektörel kazanımları; ülke kazanımları bağlamında değerlendirilmeli ve farklı boyutlarda da olsa her paydaşın kazanacağı ama genelde ülke kazanımlarının esas alındığı ve önde tutulduğu bir sonuca varılması rasyonalitenin gereğidir.
Dolayısıyla, alt yapısı sağlam kurulmuş veya çağdaş dönüşümleri gerçekleştirmiş ülkelerin sanayi, tarım ve turizm gibi ana sektörleri ve ihracat performansları; yurt dışı veya yurt içi siyasi ve ekonomik dalgalanmalar ile krizlerden doğal olarak daha az etkilenmektedirler.
Öte yandan siyasi partiler; parti programlarıyla, seçim bildirgeleriyle, hükümet programlarıyla, eylem planlarıyla veya deklere edilmiş başka yöntemlerle kendilerine bir hedef belirleyebilir, bunu takvimlendirebilir ve kamu oyuna bir taahhüt şeklinde sunabilirler. Ülkemiz siyasi tarihi de bu tür sayısız örneklerle doludur. Önemli olan bunların realize edilebilmesidir. Bu kapsamda 64.Hükümetin açıkladığı 2016 Yılı Eylem Planında yer alan bir çok husus da kamu oyunun ilgisini çekmiş ve toplumun bir çok kesimimi haklı olarak beklentiye sokmuştur. Ancak, gerek Eylem Planının gerektirdiği maddi kaynağın gerekse asayiş ve terör sorunlarının bütçeye getirdiği ilave yükün; gelir dağılımındaki eşitsizlikleri gidermek bağlamında bütçe içindeki kaynakların yeniden dağılımıyla karşılanmasının yanı sıra yeni sağlam kaynaklara da dayandırılması; mali disiplinin sürdürülmesinin gereğidir.